Güç Sahibine Gerçeği Söylemek
Gerekli “yeni normal” gerçekten geçmişte olduğu gibi mi yoksa tek farkı maske takması mı? Yoksa gittiğimiz yolu yeniden kökten düşünmemizi mi gerektiriyor? Koçlar olarak rolümüz, insanların maskeyi takmaya alışmalarına yardımcı olmak mı yoksa, gidilen yön ve seyahat şeklinin değişmesine vesile olmak mı?
Sanırım ‘normale’ dönemeyeceğiz. Karşımıza çıkıp yüzümüze dik dike bakan dehşet verici olaylardan ve fırsatlardan birşeyler öğrenmemiz gerekiyor.
Sık ski koçluk rolümün bir kısmının mahkeme soytarılığı yapmak olduğunu düşünürüm. Ortaçağda mahkeme soytarıları aptal olarak algılanırdı ve bu nedenle söyledikleri alaycı sözlere veya hiciv içeren mesajlara rağmen kellelerinin kesilme riskleri düşük olurdu. Koç olarak ayrıcalıklı bir yere sahip olduğumuzu düşünüyorum. Başkalarının göremediği ve genelde söylemeye cesaret edemediği şeyleri görebilme ve yorumlayabilme ayrıcalığına sahibiz.
Gidilen yönü değiştirebilecek farklı bir bakış açısı sunabilir, hatta paradigma değişimine yol açabilecek alternatif bir perspektif sunabiliriz. Güç sahibine gerçeği söyleyen bir rol model olabiliriz.
Karantinaya alınmadan önce, müşterilerimden biri, firmasının takım çalışması günlerine katılıp katılmayacağımı sordu. Mutlu oldum ve benden o günü onlar için kolaylaştıracak birşey isteyip istemediğini sordum. O günü zaten planladıklarını söyleyerek beni şaşırttı. “Güzel bir gün zaten planlanmış gibi geldi kulağıma, öyleyse, bana neden ihtiyacın var?” diye sordum. (Keyif aldığım) cevabı şuydu: “Gerçekten aptal olup olmadığımızı bize söyleyeceksin!” Ücretimi o gün tek bir kelime ile kazandım – “Gerçekten mi?!?” – O gün, onlar, eylem planlarına karar verirken, benimsedikleri ve gerçekten inandıkları temel değerlerin bazılarını yok sayan görevler ve kazançlar üzerine odaklandılar. İşte o zaman, “Gerçekten mi?!?” sözümle, o gün, durmaya, düşünmeye ve yeniden gözden geçirmeye zorlandılar.
Müşterim, aynayı onlara tutacağımı, gerçeği güç sahibine söyleme riskini alacağımı ve onun Jiminy Cricket’i (*) olacağımı biliyordu. Bu rolün başarısı, takımın şimdi birbirlerine “Marie burada olsaydı ne derdi?” diye sormasıyla kanıtlandı.
“In Bed with Madonna” filminin yönetmeni Alek Keshishian ile yapılan bir röportajda, pop star’ın kötü şöhreti göz önüne alınarak, yönetmene; “Popstar ile çalışmak nasıl bir şey?” diye sorulmuş. Yönetmen cevap vermiş; “Kolaydı. Her gün kovulmaya hazırlıklı olarak içeri girdim. İşinizi en iyi şekilde yapmanın tek yolu bu.” Koçlar olarak bunu riske atmaya istekli miyiz? Bunu ne kadar dikkatli yaparsak yapalım, güç sahibine gerçeği söylemenin her zaman doğal bir riski vardır.
2017’de, Covid-19’dan veya Black Lives Matter hareketinin son zamanlarda yeniden canlanmasından çok önce, Hetty Einzig, “Koçluk Yol Ayrımında” diye yazdı. Yolculuğu usta zanaatkar olmaya giden koçlar ile “Yeni Nesil Koçluk” ile uğraşanlar arasındaki farkı anlattı. “Bunlar, sistematik olarak çalışan, bütünleştirici bir yaklaşım benimseyen ve ‘ortodoksluğa meydan okuyan … tarafsızlığa meydan okuyan … kendilerini, toplumda, aktif rol oynayacak vatandaşlar olarak gören ve müşterilerini dünyadaki kendi katkılarını keşfetmeye teşvik edebilen koçlar olarak hissesenlerdir.”
Elbette, empatinin her zaman bir rolü vardır: alan açmak; sıkıntı, keder veya zorluk çekenleri mükemmel bir şekilde dinlemek gibi. İnsanların hikayelerini anlatabilmeye ve olanları düzeltmek veya çözmek için acele etmeden duyulmaya ihtiyaçları var. Birçoğu, daha fazla seçenek ve umut doğurabilecek, beceri gerektiren sorulara da ihtiyaç duyacaktır. Usta zanaatkarlara (ve kadınlara) çok ihtiyaç var.
Mesleklerini yanlarında alarak, yol ayrımındaki diğer yolu kullanacak koçlara son derece ihtiyacımız olduğunu iddia ediyorum.
Hâlâ ısrarla düşünmekte inat ettiğim şey, hepimizin açık konuşması ve meydan okuması gerektiğidir. Koçların (ya da aslında iş liderlerinin, gazetecilerin ve halka mal olmuş kişilerin) müşterilerini (müşterileri, hayranları ve paydaşları) üzme korkusuyla politik yorumlar yapmaması veya ahlakı sorgulamaması gerektiği bahanesinin arkasına saklanabileceğimiz günler geride kaldı. Koçlar olarak rolümüz, birşeyleri tebliğ etmek değil tabi ki de! Bizim görevimiz; sorgulamak, şeffaf hale getirmek ve gözlemlediğimiz ve dolayısıyla taraf olduğumuz şeyin değerlerini ve ahlakını incelemektir. Sessizlik suç ortaklığıdır.
Martin Luther King Jr.’ın dediği gibi: “Hayatlarımız, önemli şeyler hakkında sessiz kaldığımız gün sona ermeye başlar.”
Koçların pastoral rollerine ek olarak daha az gidilen yolu seçeceklerini ve daha şefkatli, adil ve sürdürülebilir bir dünya yaratmanın bir parçası olacağını umuyorum.
Çevirmen Notu (*) Jiminy Cricket, Disney’in Pinokyo adlı animasyon filmine uyarladığı kurgusal bir karakter olan “Talking Cricket” (konuşan cırcır böceği) in Walt Disney versiyonudur.
YAZAR HAKKINDA