İNANMANIN ALTINDA YATAN DİNAMİKLER

Bazen bir şeyleri gerçekten istemek için inanmak gerekir.  Samimi inanç zafiyetlerinin örtüsü olduğu için mahremdir. Kimse acı çekmeden kendi ile yüzleşememiştir ya da sınırlarının farkına varamamıştır. Bazen insanın kendisiyle yüzleşmesidir acı olan ve bazen yüzleşememesi. İnanmak için ise koşulsuzca güvenmen gerekir, korkman, zayıf hissetmen ve teslim olman… İnanırsan risk alırsın. Ama inancın yoksa?

 İnanmak, bilmekten farklı bir şeydir. Bildiğin ve emin olduğun şeye inanç geliştirmen gerekmez. Mikropların hastalık yaptığına inanman gerekmez; zaten kanıtlanmıştır. Ama düşüncelerin hastalık yaptığına, örneğin bir yakınının ölümüne üzülmenin, kanser yaptığına inanman gerekir. Çünkü hiçbir zaman tam emin olamazsın.  Bu durumda bilginin eksik olduğu yerde inancın yer alacağını söyleyebiliriz.

 Geleceğimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz; bunların nasıl olacağını da tam olarak bilemeyiz. O zaman bunlara inanmamız gerekiyor.  Bir sevdiğimizin  hedeflerine tam bağlı kalması için, o hedeflere olan inancını pekiştirmek gerekir. Kendiniz veya danışanınız/çocuğunuz/eşiniz/ortağınız vb. için bir inanç reçetesi oluşturacaksanız ben de bir tane var :

 İnanç, tekrar ile oluşur:

 “İnsana 40 kere deli dersen, deli olurmuş” sözü doğrudur. Bir insan bir sıfatı, bir olguyu ne kadar çok tekrar ederse, içten içe ona inanmaya başlar. Olgu, olay, sıfat vb. her ne ise tekrar edilmesi, vücudun ona inanmasını sağlar. Çevrenizde sürekli aynı şeyi tekrar eden insanların amacı; sizi bir şeye inandırmaktır.  Bir durup, şu soruya cevap arar mısınız? “Çevremde kim, neyi sürekli tekrar ediyor?”. Sonra şu soruya “Ben neyi tekrar ediyorum?”. Danışan, çocuğun, eşin, ortağın neyi tekrar ediyor?

 İnanç, belirli bir sürede oluşur:

 İnsana aynı gün içinde 40 kere deli dersen, nispeten az; 40 gün içinde, birer kere deli dersen çok etkilenir. Sürenin inanç üzerinde etkisi vardır.  Her zaman yaptığınız şey ne? Danışanın, çocuğunun, eşinin, ortağının vb. sürekli yaptığı şey ne?

 Geçmiş yaşantılar inanmayı etkiler:

 Daha önce aldatılmışsak ve bu birden fazla kez olmuşsa; yeni birisine “inanma” konusunda daha fazla kanıt isteriz. Bu durumda insanlara temkinli yaklaşırız. Özellikle aşk ve dostluk ilişiklerinde, geçmişteki kara olaylar, gelecek ilişkiler üzerine bir gölge gibi düşerler. Geçmişte neye inandın? Şimdi neye inanmaya ihtiyacın var?

 Yakınlarımızın geçmiş yaşantıları inanmayı etkiler:

 En yakınlarımızın yaşadıkları, edindikleri tecrübeler ve bakış açıları, sanki bizim kendi geçmişimizmiş gibi inancımızı etkiler. Annesi aldatılmış bir kız da aldatılma korkusu yaşar. Babası ev geçindirmekte zorlanmış bir çocuk, evlenecekken iki kere düşünür. Sana transfer edilmiş inanç hangisi?

 Başkasına İnanmak, insanın kendine güven derecesiyle ilgilidir; karşısındakine değil.

 Öz güveni yüksek olanlar, şartlar tam oluşmadan da bir insana bilirler. Çünkü onlar her şeyden önce kendilerine inanıyorlardır. Bu nedenle bir insanın önce kendine olan inancını geliştirmek gerekir. Sen kendine ne kadar güveniyorsun?

Yazarın diğer yazıları:

Bilgi ve Kayıt Formu