Koçluk Hakkında 8 Mit ve Yanlış Kanı

(Eight Coaching Myths and Misconceptions) 

David Clutterback koçluk ve mentorluk dünyasında oluşan bazı mit ve yanlış kanıları araştırarak, ezberlerimizi bozuyor. Kabul ettiğimiz bazı koçluk şablonlarını ters yüz ediyor. Bu meydan okumayı dilimize AC Türkiye gönüllü koçu Gökhan Oruçoğlu çevirdi

 

Koçluk Hakkında 8 Mit ve Yanlış Kanı

Koçluk ve Mentorluk dünyasına girdiğim ilk günden beri, özellikle eğitimlerde  varsayılan ve kabul edilen kadar, hatta daha fazla “Kanıtımız ne ve bu kanıt ne kadar geçerli?” sorusuna odaklandım.

1990’larda ciddi bir şekilde mentorluk hakkında akademik kanıtlar ararken, şunları buldum:

·           Birçok araştırma, savunulabilir genel bir sonuca ulaşılamayacak kadar özel bir duruma ilişkindi.   Çalışmanın sonucunda hazırlanan raporlar, çalışmanın yapıldığı ilişkilerin ötesine taşınmış, bağlamından koparılmıştı.

·           Mentorluk kalitesi mentorun kullandığı enstrüman çeşidi ve sayısı ile eş tutulmuştu. Örneğin, önceden listelenmiş davranışlardan geniş bir yelpazeyi kullanan mentorların, birkaçını kullananlardan daha etkin olacağı yönünde, kanıtlanmamış bir varsayıma kabul edilmişti. (Halbuki biraz düşünürseniz, birkaç şeyi gerçekten iyi yapmak, rahatlıkla bir çok şeyi yarım yapmanın önüne geçecektir.)

·           Amerikan akademisyenlerin yapmış oldukları büyük ölçekli çalışmalar, uygulayıcıların gerçek olay ve vaka çalışmalarından çıkan sonuçların tam tersi sonuçlar vermişti. 

 

Son yıllarda ben ve bazı meslektaşlarım koçluk disiplinine, oldukça benzer ve örtüşen,  kritik bir bakış açısı geliştirmekteyiz. Aşağıda sorguladığımız genel kabullerden sekiz tanesini kendi gözlem ve topladığımız kanıtlardan oluşturduğumuz alternatif bakışımızla birlikte bulacaksınız.

 

Mit 1: Koçlar bir danışanla çalışmaya başlarken açık hedefler ortaya koymalıdır.

Şimdi, aksi delillere göz atalım:

·           200 koç ile yapılan bir Harvard araştırması ortaya koymuştur ki, koçların çoğunluğunda ilk belirlenen hedef danışanın değerlerini ve çevresini anlamakla beraber, şekil değiştirmiş ve değişmiştir.

·           Koçların yaptığı gibi hedefleri daraltmak ve aşırı odaklanmak insanları diğer olasılıklara karşı körleştirmekte, daha riskli davranışa cesaretlendirmekte ve örneğin kariyer gelişimi gibi konularda “düşük performans”la bağlantılı görünmektedir.

·           Koçluk dediğiniz zaten, danışanın ne yapmak istediğini ortaya çıkarmasını sağlamaktır. Diğer kısımlar için danışanlar genellikle bir koça ihtiyaç duymayacak kadar zekidirler.

·           Bu mitin aksini kanıtlayan birçok koçluk modeli, hedef belirlemeyi, durumu anladıktan sonraki adım olarak belirlemiştir.

 

 

 

Mit 2 : Koçluk çözüm odaklı olmalıdır.

Seans içinde bir çözüme ulaşma ihtiyacı danışandan ziyade (kendini faydalı hissetmeye çalışan) koçtan gelmektedir. Aslen danışan, sorun etrafında dolaşarak doğru bir sonuca ulaşmak zaman kazanmak istemektedir.   Çözüm odaklı yaklaşımın (kesinlikle birçok faydası da vardır) en açık tehlikesi, danışanın daha hazır olmadan bir çözüm üzerinde anlaşmaya varmasıdır.

 

Mit 3 : Koçluk yönlendirici değildir, Mentorluk yönlendiricidir.

Profesyonel mentorlar ise sıkça tam tersini söylemektedirler.  İki yaklaşım da ince eleyip sık dokunmadan dillendirilmiştir. Doğal olarak değişken düzeyde yönlendirme içeren birçok koçluk ve mentorluk yaklaşımları bulunmaktadır.  Bunun yanında her ikisinin de ana akımı “yönlendirici olmamak”tır. AOEC kurucusu ve başkanı John Larry-Joyce mentorluğucoaching plus”, “koçluğa artı” olarak tanımlamaktadır. Artılar ise duruma uygun özel bilgiye ya da tecrübeye sahip olmak, rol model olmak ve ilişki ağı kurmakta yüksek nüfuza sahip olmak şeklinde sıralanabilir. Mentor bir başkasının kendi bilgeliğini geliştirmesi için bilgeliğini kullanır.  Başkalarına ne yapacağını söylemek, beceri listesinde ya da tanımlı rolde yoktur. 

 

Mit 4 : Koçlar anlamlı notlar almalıdır.

Eğer alırsanız, tam olarak danışanda kalmanız olası değildir. Nörobilim bize ekran ya da kağıt üzerinde kelime avcılığı yaparken etkin dinleme için kullanmamız gereken beyin parçalarını yamyamca harcadığımızı söylemektedir.  Ara sıra alınmış tek kelimelik bir not sonrası “Bu söylediklerimizden kendine ne çıkarabilirsin?” sorusu ile bir ara yaratmak çok daha etkin olmaktadır.  Az not alma daha müşteri odaklı olacaktır.  Sizin notlarınız, gerçekten, onlarınkinden daha önemli ya da geçerli olabilir mi?

 

Mit 5 : İyi bir koç herkese ve her konuya koçluk yapabilir.

Tam karşı görüş ise, koçun kendi emniyeti ve danışan emniyeti adına, gerçekten içsel ve empatik soru oluşturabilecek “ilişkili” bilgiye sahip olmasıdır.  Örneğin konu hakkında yeterli bilgisi olmayan bir koçun, bir bankacı ile çalışırken fark etmeden etik olmayan ve muhtemelen kanunsuz bir davranışla işbirliği yapması mümkündür.

Bir de hoşlansak da hoşlanmasak da güvenirlilik unsuru var.  Birçok üst düzey yönetici danışan, koçlarının kendi seviyelerine uygun tecrübede olmasını beklemektedir.  “The Leadership Pipeline“ın açık derslerinden ilki, kendini yönetmekten diğerlerini yönetmeye, yönetenleri yönetmekten fonksiyonları yönetmeye doğru devam eden her aşamada önemli bir bakış açısı değişimi yaşanması gerektiğidir.

 

Mit 6 : Koçluk bir süreçtir.

Böyle söylendiğinde koçluk sanki yapılacak bir şey gibidir. Halbuki koçluk yapmakla değil olmakla ilgilidir. Koçluğa yönelik araştırmalar, koçların da kendi profesyonel uygulamalarında radikal düşünme değişimleri yaşadıklarını göstermektedir. En önemli geçişlerden biri ise koçluğun yaptığınız bir eylemden ziyade bir oluş durumu olduğunu kabullenmektir. Üçüncü seviye olgunluk düzeyine erişmiş koçlar, derin öğrenmeyi ve kendilerine ayna tutmayı iyi bilirler. Geliştirdikleri ise kendilerine özgü bir varoluş felsefesidir. Yani özetle : “ol”maktır.

 

Mit 7 : Koçluk yapılan saat miktarı, koçun etkinliğini gösterir.

Aksine yüzlerce koçun katıldığı araştırmalar, seans miktarı ile etkinlik arasında kayda değer bir ilişki olmadığını göstermektedir. Daha da ilginci, koçluk yetkinliği ile ücret arasındaki ilişki daha da düşüktür.

 

Mit 8 : Koçluğun odağı danışandır.

Kişiye, onun davranışını etkileyen sistem ve çevreyi dikkate almadan yapılan koçluğun (bu konuda çok kanıtım olmasa da) kişinin sistemi değiştirmesi yönündeki çalışmalardan daha az etkili olduğu,  açık bir şekilde görülmektedir.   Tabi ki her zaman çevreyi dahil etmek mümkün olmayabilir. Ama danışana tek başına fazlaca odaklanmak koç tarafında sınırlayıcı bir inanç yaratmaktadır.  Ve bu durum yüksek ihtimalle danışan tarafında da gelişir. 

Koçluk olgunlaştıkça 3 ana kurumun (ICF, AC, EMCC) koçluk uygulamalarında daha kanıt odaklı bir yaklaşım içine girmelerini görmek sevindirici.  Bu konuda Avrupa’nın (süpervizyonun yaygın kullanımı sayesinde)  ABD’ye kıyasla daha öncü bir durumda olduğu da tartışılıyor.

Bireysel koçlar olarak kendi koçluğumuzu ve varsayımlarımızı aşağıdaki soruları sorarak iyileştirebiliriz:

·           Bu varsayım için ne gibi bir kanıtımız var?

·           Bu varsayım her zaman mı, bazen mi doğru?

·           Bu varsayımın doğru olmayabileceği şart ve durumlar nelerdir?

·           Bu varsayımı destekleyen kanıtlar, kendileri sorgulanabilecek başka varsayımlardan mı türemiştir?

Ayrıca kendimizi farklı bakış açılarına açabiliriz.  Örneğin yabancı olduğumuz disiplinlerden gelen süpervizörler ile çalışabiliriz, ya da farklı sosyal organizasyonlara üyeliklerimizi artırarak, tanıdık olana farklı bakma yollarımızı geliştirebiliriz. 

Nobel Ödüllü Daniel Kahneman ve diğerleri bize zihinlerimizin, sadece diğer varsayımlara uyumlu olduğu için, bir şeyin doğru olduğunu kabul konusunda nasıl kolay tuzağa düşme eğiliminde olduğunu anlatmaktadırlar.  Bazen, elbette, bazı şeyleri inanç ile kabul etmeliyiz.  Fakat bize öğretilen temel koçluk becerilerinden biri merak değil midir? Bazen en içlerde tuttuğumuz koçluk varsayımlarımıza meydan okumak anlamlı olmaz mı?

 

 

 

Yazar hakkında

Profesör David Clutterbuck koçluk ve mentorluk dünyasının öncülerinden biridir.  Yapılandırılmış mentorluk kavramını Avrupa’ya 30 yıl önce getirmiştir.  Avrupa Koçluk ve Mentorluk Konseyi’nin kurucusu ve özel elçisi olup aynı zamanda Sheffield Hallam ve Oxford Brookes üniversitelerinde konuk profesörlük yapmaktadır.  50’den fazla kitabın yazarıdır.  Uluslararası Koçluk ve Mentorluk global iletişim ağının lideridir. Kendisini girişimci, maceracı ve büyükbabalığı seven biri olarak tanımlar. İnsanları ve organizasyonları düşünmeye zorlayan oldukça zor sorular sormasıyla ünlüdür.

 

(Kaynak: www.davidclutterbuckpartnership.com)

 

 

Çevirmen hakkında

Tercüme Hüseyin Gökhan Oruçoğlu tarafından yapılmıştır.  HGO İşletme Fakültesi mezunu olup Yüksek Lisansını Toplam Kalite Yönetimi üzerine yapmıştır. İlk dönem çalışma hayatında Türk Finans kurumlarında çeşitli kademelerde görev almıştır.  Ardından ortağı olduğu yurtdışı danışmanlık şirketinde iş hayatına yurtdışında devam etmiştir.  Koçluk ile tanışmasının ardından Profesyonel Koçluk Eğitimi, Takım Koçluğu Eğitimi, Mentorluk Eğitimi, Mikro İfadeler ve vücut dili eğitimleri almıştır ve koçluk araçları geliştirilmesi üzerine çalışmalar yapmaktadır.  2017 yılında ACC ünvanını almıştır.   

 

Yazarın diğer yazıları:

Bilgi ve Kayıt Formu